Şehir Hastanelerinin ekonomi politiği

​Şehir Hastanelerinin yapımını ve ‘işletmeciliği’ni üstlenen şirketlerin görünen gelirlerinin yanında büyük bir görünmeyen gelir kalemleri de mevcut. Daha yatırım aşamasında inşaattan, teknolojik donanımdan kazanmaya başlayan yükleniciler, işletme aşamasında da çok büyük ölçeğin yarattığı ‘ticari fırsatlar’dan kazanacak. İşin en ‘avantajlı’ kısmı ise yatırıma yönelik borçlanmada Hazine garantisi bulunurken, şirketlerin borçlarına karşılık esas yükümlülükleri devletten alacakları kira ödemeleri. ‘Sair’ gelirlerini kasalarında tutup ana gelir kalemindeki yetersizlikte borçlarını devlete yıkma olanakları olacak.

Şehir Hastanelerinin yüklenici firmalarının bir bölümü AKP iktidarı döneminde palazlanan ve adlarını köprü, otoyol ve havaalanı projelerinden bildiğimiz CCN, Rönesans, Limak, Türkerler, GAMA, Akfen gibi holdinglerdir. Dünya enerji ve sağlık ekipmanları tekeli General Electrics, İtalyan taahhüt tekeli Astaldi, Fransız Meridiam gibi gruplar da projelerin uluslararası ortakları olarak öne çıkan gruplar. AKP döneminin karakteristiği klientalizmden nemalanan bu holdinglerin müteahhit patronları yeni dönemin sağlık sermayedarları olarak da kabul edilebilir. Grupların 25 yıl boyunca devletten elde edecekleri kira gelirinin yanısıra yatırım aşamasında inşaattan ayrı, teknolojik donanımdan ayrı kazandıkları, her birinin inşaat ve ekipman tecrübesinin bu konuda öngörülenden daha “tasarruflu” davranmaya uygun olduğu da belirtiliyor.

Projeler tanıtılırken sağlık hizmeti dikkat çekici biçimde öncelikli olarak otelcilik hizmetine eşitleniyor, asıl maliyet artırıcı unsur olan kapalı alan yüzölçümünün büyüklüğü verimsizliğine bakılmaksızın otelcilik hizmetleri bakımından yüceltiliyor ve Hazine garantili bu projelerde sermayenin bir koyup üç almakta olduğu gerçeği gizleniyor. Kamu kaynakları kelimenin tam anlamıyla göz göre göre çarçur edilir ve yağmalanırken sağlıktaki piyasalaşma ve giderek tekelleşme eğilimi de belirginleşiyor. 

TEŞVİKLER VE KİRALAR

Bu yöntemle bir hastane yapımı söz konusu ise model, öncelikle devletin sermaye gruplarına kamu arazilerini bedelsiz olarak vermesi esasına dayanır, ardından yüklenici firmaya vergi indirimi ve teşvikler sunulur. Somut örneklerle anlatmak gerekirse örneğin Kocaeli Şehir Hastanesiiçin kurulan Kocaeli Hastane Yatırım ve Sağlık Hizmetleri A.Ş.nin verdiği bilgilere göre 1180 yataklı Kocaeli Şehir Hastanesi 900 milyon TL’ye mal olacak. Devlet şirkete KDV istisnası, yüzde 50 vergi indirimi, yüzde 15 de yatırıma katkı oranı sağlıyor. Toplam teşvik 64 milyon 227 bin TL. 

2 bin 600 yataklı İzmir Bayraklı Şehir Hastanesiise 1 milyar 700 milyon TL’ye mal olacak. Aynı şekilde KDV istisnası, yüzde 50 vergi indirimi ve yüzde 15 yatırıma katkı oranı sağlanıyor. Toplam teşvik bedeli 110 milyon 802 bin TL. Hastanelerin üzerine inşa edileceği Hazine arazileri ise bedava. Önceki yıllarda bağıtlanmış Şehir Hastanelerinin kira bedeli ve sabit yatırım tutarları göz önünde bulundurulduğunda yüklenici şirketin yatırım bedelini dört yılda amorti edeceği anlaşılabiliyor. 

Türk Tabipleri Birliği verilerine göre Ankara’da inşaatı süren Etlik Şehir Hastanesi’nin sabit yatırım bedeli 1 milyar 97 milyon TL. Buna karşılık devlet bu projeyi yapan Türkerler-Astaldi’ye 25 yılda toplam 6,9 milyar TL kira ödeyecek. 

Kalkınma Bakanlığı’nın Ocak 2016’da yayınlanan “Dünyada ve Türkiye’de Kamu-Özel İşbirliği Uygulamalarına İlişkin Gelişmeler”başlıklı raporuna göre ihale alan şirketler 17 hastane için o tarihte toplam 9 milyar 869 milyon 765 bin 382 ABD doları ödeyeceklerdi, devletin 17 adet hastane için bu şirketlere (2015 rakamlarıyla) ödeyeceği tutar ise yaklaşık 27 milyar dolar olarak hesaplanmıştı. Bu tutarla neler yapılabileceği de şöyle hesaplanmış:  

•      Bilkent şehir hastanesinden 27 adet 

•      Gebze-Orhangazi-İzmir (İzmit Körfez Geçişi ve Bağlantı Yolları Dahil) Otoyolu Projesinden 4 adet (maliyeti 7 milyar 607 milyon 415 bin 278 dolar)

•      İstanbul 3. Havalimanından 2 adet (maliyeti 13 milyar 937 milyon 507 bin 260 dolar)

•      İstanbul Karayolu Boğazı Tüp Geçişi Projesinden en az 20 adet (maliyeti 1 milyar 339 milyon 252 bin 350 dolar)

•      Kuzey Marmara Otoyolu (3. Boğaz Köprüsü dahil) projesinden en az 10 taneyapılabiliyor (maliyeti 2 milyar 446 milyon 377 bin 383 dolar) 

ŞEHİR HASTANELERİ MALİYET ETKİN VE VERİMLİ Mİ?

Proje sözleşmelerine göre bedelsiz kamu arazilerine inşa edilen şehir hastanelerinde devlet, yüklenici şirketlere kura endeksli olarak 25 yıl boyunca kira ödemek durumunda. Kira bedeli her yıl enflasyon oranında güncellenecek. Kira sözleşmeleri açıklanmıyor. Ticari sır niteliğindeki sözleşmeler ancak dava konusu olduğunda gün yüzüne çıkabiliyor. Nitekim benzer bir süreç sayesinde Adana Şehir Hastanesindeki görüntüleme, laboratuar, radyasyon onkolojisi, nükleer tıp, patoloji alanına ilişkin tıbbi hizmetlerin ve tüm tıp dışı hizmetlerin, şirketin verdiği taşeronlar tarafından yürütüldüğü de böylece anlaşılmış oldu. Görüntüleme, laboratuar, fizik tedavi ve rehabilitasyon, bilgi-işlem, güvenlik, otelcilik, yemek, temizlik, otopark vb. bütün hizmetlerin yüklenici şirketlere bırakıldığı hastanelerde, hastane dışı eklentilerin (ticari alanların) nasıl işletileceğine de yüklenici şirket/şirketler karar vereceği için daha yüksek bir rant elde etmek uğruna yatak başına düşen kapalı alan miktarı da bilerek yüksek tutuluyor.

Şehir hastanelerinde ortalama olarak yatak başına 287 m2 kapalı alan düşüyor, bu çok büyük bir alan ve verimsizlik kaynağı.Bir şehir hastanesine ortalama 1417 yatak düşüyor ve bu sayı da verimsizlik kaynağı. Gelişmiş kapitalist ülkelerde bu oran 150-200metrekare. Kapalı alanın büyümesi ya da bir başka ifadeyle kullanılmayan boş alanların bolluğu, hastane içi ulaşımı hem çalışanlar ve hem de hastalar bakımından zorlaştırırken, enerji tüketimini, temizlik, bakım ve onarım giderlerini de artırıyor.

Şehir hastanelerinin metrekaresinin 848 dolara, 1 yatağının ise 243 bin 362 dolara mal olacağı öngörülüyor. Bu maliyet de çok yüksek. Şehir Hastanelerindeki bir hasta yatağının ortalama maliyeti 924 bin 776 TL. (2016’daki döviz kuruna göre 243 bin 362 dolar) iken 150 yataklı tam teşekküllü özel hastane için bir yatağın maliyeti ( 2016 verilerine göre) 269 bin 991 liradır. (Sağlık Bakanlığına ait farklı belgelerde Şehir Hastanelerinin yatak sayıları ve inşaat alanı metrekareleri örtüşmüyor. Firmaların açıklamalarıyla da çelişebiliyor. Yatak maliyetleri düşünüldüğünde hesaba katılmak zorunda olan bir büyüklük ortaya çıkıyor.)

Bayındırlık inşaat birim fiyatı hesaplama sırasında “güncel birim” adı altında birim maliyet 10,1 oranında arttırılarak hesaplanmıştır. 

Ek Yapısal ve Donanım adı altında 25 ek maliyet hesaplamaya eklenmiş.

Bakım onarım maliyetlerinin hesaplanması sorunlu.

Ticari alan getirileri karşılaştırmada gözden kaçırılıyor.

Çalışmalar orta büyüklükteki (126-250 yatak) hastanelerin diğer büyüklükteki hastanelere göre daha verimli olduğunu ortaya çıkarıyor. 300 yatağın altında ve 600 yatağın üzerinde verimlilik düşüyor. Türkiye’deki Şehir Hastanelerine ise ortalama 1417 yatak düşüyor. 

‘YÖN BULMA’ HİZMETİ BİLE İCAD EDİLDİ

Yöntemin kendisi maliyet etkin ve verimli olmadığı gibi yan sanayisi de akıldışılıkla malul; Şehir Hastanelerinin manasız büyüklüğü HYRRT kısaltmasıyla —Hasta Yönlendirme, Resepsiyon, Refakat, Taşıma—adlandırılan yeni bir iş alanı yaratmış durumda. Bilkent Üniversitesi Vakfına ait Bilkent Holding’e bağlı Tepe Servis ve Yönetim A.Ş., gerçekten de Şehir Hastaneleri için ‘’HYRRT’’ rumuzlu bir işkolu tanımlayarak ihalelere girdi. Mersin Şehir Hastanesinde kaybolan hastalara yardımcı olunabilmesi adına hastane yönetimince duvarlara telefon numaraları asıldığına, hastane içi ulaşımın gingerlar ve golf arabalarıyla sağlandığına, çalışanların kaybolmamak için navigasyon kullandıklarına dair basında çıkan haberlerden sonra bu türedi işkoluna da şaşırmamak gerek. Hastane içinde kaybolmamayı başarmanın bir meziyet ve yön bulmanın da bir işkolu tanımı haline gelmesi kapitalizmin akıldışılığına verilebilecek en güzel örneklerden biri olsa gerek. Dev Bilkent Hastanesi’nin 1 milyon metrekareye yayılan büyüklüğü nedeniyle kampüs içinde ring yapan otobüsler bulunacağı söyleniyor. 

Tabii günlük insan trafiği on binlere ulaşan, nihai aşamada binlerce emekçinin çalışacağı bu « kompleks »lerin hem içinde hem de etrafında büyük bir « ticaret hacmi » yaratması bekleniyor. Bazı projelerde bu refakatçiler için otel/rezidans, yeme-içme alanları, alışveriş merkezi gibi « üniteler »le proje içine de taşınmış durumda. Projelerin içindeki « ticari alan » gelirleri yüklenici firmalar açısından « çöpsüz üzüm ». Çünkü firmaların gelir-gider yapısında esas olarak devlet tarafından ödenen kira gelirleri dikkate alınıyor. Özellikle yüksek finansman giderlerinin ödenmesinde yaşanacak zorluklarda kira gelirlerinin giderleri karşılamaması, kur endeksinin yetersizliği gibi durumlarda devlet « temel gelirleri » dikkate alarak düzeltme yapabilir. Ayrıca hastanelerin etrafında bu trafiğin yaratacağı yapılaşma, yeni alanlardan yüklenici firmaların, grup şirketleri üzerinden yaratılan ek olanaklarla yararlanacağı da görülüyor.

YARIN: HALK VE KENT SAĞLIĞI TEHDİT ALTINDA

 

 

 

 

 

 

admin Yazar

Bir Cevap Yazın